-
"kalemini kir ama satma"
sinirden kasildim. disardaydim, arkadaslarimlaydim. eve gelince, güzel haberi görecektim. tahliye olacakti. bir sey olacakti iste, vaktiydi. artikti, yeterdi.
bugün ahmet'le nedim, o adliyenin o kürsünün o salonun üstünden ilkbaharda gürleyen nehirler gibi coskuyla, saf, tertemiz, duru bir sekilde aktilar. denizlere çikar sokaklar ve tüm akarsular. akacaklardi, çikacaklardi. çenem, yumruklarim
-
fos
günlerden 2012 olmus be blog. bence 2010'dan sonra günlere 2011 yazan su eller, 2012'ye büyük bi hizla alisti. yanlis tarih atma ihtimalim yok gibi bi si.
kardesim ve annemi 4 günlügüne eve atmistim. kardesim evi daha ziyade otel gibi kullanarak istanbulu gezdi. Bazen sanki orada degil de burada olsa daha mutlu olurdu gibi geliyor, bana da, anneme de. Belki olurdu evet; ama baska iste. baska
-
yezd
taklalarlarlar. güvercin takla. güvercinin takla atabilen bi hayvan olmasi, insanoglunun bunu kesfetmesi, izlemekle yetinmeyip hayvana bunu ögretmeyi kafaya takmasi filan... küçük prens'in tilkisi halt etmis. esas evcillestirme budur. sikiysa tilkiye takla attir. neyse.
aayy ay - ankaradaki günler kosturarak, kizarak, gülerek, sasirarak, çok severek, sevilerek ve olmasi gerektigi gibi geçti
-
breh.
melih gökçek cezayir aniti dikecekmis. "sen önce su metroyu bitir!" demiyorum, hassas vatandas. mesela sunu diyebilirim ama: üzülmeyiniz, âlâsini cezayirliler dikti zaten. üstelik dikerken konunun ne oldugunu da biliyolardi. neyse.
politikayla popülizm birbirine çok yakin seyler, simbiyotik seyler. biliyoruz bunu. yine de su aralar yasadigimiz hezeyan bana garip geliyor. bir 6 ay sonra da ayni
-
otuz.
saç diplerim kasiniyor. bunu en son bi 9 ay önce filan yasamistim: stresten saç diplerim hatir hutur kasiniyor. kasimamak için avuç içlerimi saçima sürüyorum. bu sefer saçlarim statik elektrik aniti gibi dikiliyor, çok sirin. bugün ofisimizin sevgili genci ipek "deryaanim.. sey...saçiniz..." diyerek, tüm acima dolu sesiyle beni uyardi. gerçi ben o sirada "NEVAGGRR?!" da diyebilirdim. ofiste tam
-
all you need is love.. bapbabababap...
yilin en kisa gününü de bitirelim ve artik bu günler güzel, yazlik, aydinlik günlere uzasin.
-
kusrengi
kuslar yüzünden havaifisekleri sevmeyi biraktim ben. o parlak ve renkli aydinlatmali binalari da. yansitmali camlari da. kokinalari sevmeyi de kanayan eller yüzünden biraktim ve yine o eller yüzünden sam fistigi yemiyorum, nadir anlar hariç. birakamadim, evet.
bazi seyler çok vazgeçilebilir. mesela sirf janjanli görünecek diye ampulle donatilan veya yansitmali cami olan bir binaya, sirf parlak
-
iki mine on iki
her sey ne hizli ve ne güzel. ben de aslinda bir adet stres topu, panik kumkumasi olarak, fena gitmiyorum bence. her sey sandigimdan ve bekledigimden daha tikirinda ve ben bu yüzden susmak istiyorum ki öyle kalsin. pit gücü!
cumartesi sabahimi iki boncukla geçirdim, ben gülünce gülümseyen iki boncuk. top firlatinca gülen, kucaklayinca gülen. çocuk, sihirli bir sey. gülümsediginizde size
-
ikinci kat
daha önce yazdigimi sandigim seyleri bazen yazmamis oluyorum. düsündügüm her seyi yazmadigimi ben bile unutuyorum be blog. neyse.
tiyatro güzel sey (haha cümleye bak! merhaba ben ilkokula gidiyorum!). devlet tiyatrolari yorgunlari için 0.2 ekibinin oyunlarini öneririm. henüz bir türlü dot'lanamamis bendeniz 2 oyun birden izlemistim eylül ayi aksamlarinda. daha önce niye yazmadigimi bile
-
ha bu isikli dünya
hadi hop, daldan dala dandanakan:
takvim bi garip sey. mesela "10 aralik'a daha ohooo, çok var"di. halbuki geçti bile. neyse, narsis hanimcigim benden daha genç oldugu için tabii ki o hatirladi da dün bulusabildik ve hatta bir kaktüs mesaisi yaptik ki bence maas alabilirdik. kedi sahiden ne güzel bi hayvan bu arada. koltuklar için mirmir minderi gibi bi si. yaniniza gelip teklifsizce uyuyan kedi
-
berna
6 ayin sonunda, Hopa davasinda dün tahliye karari çikti. tutuksuz yargilama devam ediyor mu bilmiyorum gerçi, yine de sevinç sevinç.
bogaziçinde starbucks isgali. hiç yazmayacaktim ama duramadim. disardan bakinca, "solculuk oynayan amerikan okulu gülleri" görüldügünü biliyorum. baska bir disardan bakinca da "devrim kampüsten baslar yoldaslar" görülüyor. ikisi de degil oysa. yani o gençlerin "
-
"düs karismamis ham gerçegin pek öyle tadi yoktur"
2 post yazdim, öylece duruyor. biri onur yaser can'la ilgili, digeri onur hamzaoglu'yla. belki daha sonra. o kadar kötü zamanlar geçiriyorum ki bir yandan,her iki onur'un da canini sikanlara sarsam bu sinirle, onlari delirtebilirdim.
neyse. güzel seylerden bahsetmek istedim; bir ihtimal tanimadiginiz, duymadiginiz bir güzel insandan.
Vedat Dalokay. benim niyeyse arada bir açip, vikipedi'deki
-
mor
çok sikayet edebilirim; ama etmeyecegim. vazgeçisler sessizlikle geliyor be blog ve ben o kadar güzel vazgeçiyorum ki. beceriksizlikleri, üslupsuzluklari, arsizliklari ve sirtima
yaslananlarin yükünü düsünmeyecegim. çünkü su zavalli beynimin gri
hücreleri günde 10 saat bununla zonkluyor zaten.
oysa ben mutluyum, çok mutluyum.bir tek bunu düsünmek istiyorum.
söyle bi si, tiklayiniz:
-
Helvaciii helvaaa, seker pamuk bu helvaaa
bu aralar en çok güldügüm sey, twitterdaki tatli_sozluk hesabi. gördügüm kadariyla en büyügü 8 yasinda olan ama genelde 3-5 yas araliginda çocuklarin laflarinin kayitlari. hani "ay ne kadar da büyümüs de küçülmüsler, ne sirinler öyle!" halleri yok, bunlar sahiden çocuk. yoksa anasinin lafini babasina satan çocuktan korkarim.
öyle zamanlarda öyle seyler denk geliyor ki, günlük fal niyetine
-
bugün hava güzel
bu aralar blogcum, hayat bana güzel. hayat hizliyken güzel, aniden güzel, birlikteyken güzel, bir anda güzel. hayat, hayatligini yapinca güzel. hayat gözbebeginde güzel. hayat en içten haliyle "hadi" dediginde güzel. hayat öyle tuhaf bi si ki aslinda hiçbir fikriniz olmadigi anlarda en güzel. hayat tersliklerle güzel, güzel iste. en bilmediginiz zamanlarda çok iyi bildiginiz için güzel. bilmekle
-
yilbasi listesi gibi
bu ülkede etrafimizda olan bitenle az biraz ilgiliysek, gazete filan okuyorsak, içimiz sisiyor. yilginlikla, bezginlikle doluyoruz. despot yönetimlerin üzerimize yagdirdigi o karanlik mutsuzluga, o ümitsiz teslimiyete giderek daha çok gömülüyoruz. bu durum da pek bir normal, niyeyse.
22 kasim, geriye dönüp "buralar dutluktu ve biz çocuklar gibi sendik" diyecegimiz gündür belki de. merhaba TIB,
-
...and we're back!
aay ay bu blog bu kadar ara verildigini görür müydü yahu? sanirim bir ilk. galiba iki parça halinde yazmaliyim? neyse, baslayayim, uzasin gitsin. siz bölerek okursunuz.
- intronun sonu, derin nefes -
neyse, gittim, geldik. ne güzel oldu.
bayram tatili sonunda londra'yla iliskimin temeli: saygi. korku degil. "çok pis döver" gibi degil de, "çok pis bozar" gibi. hani haydarpasa
-
bu hafta bitince yola çikacagim; kavusmalara. ben bu yola çikmayi çok bekledim. çok güzel bir 8
bu hafta bitince yola çikacagim; kavusmalara. ben bu yola çikmayi çok bekledim. çok güzel bir 8 gün geçirecegim. tatil degil bu, daha fazlasi. sehir haritalarinca bir bekleyis, baska bir sey, tarifi zor. hem ihtiyaç hem baslangiç bu. ilk. igne oyasinin baslangiç ilmegi gibi. çok yabanci olana merak degil, çok tanidik olana hasret. hani film fragmanlarinda "bu tatil zamani...her sey farkli
-
ayak
13 yasindayken, benim ne yiyecegime bile büyük oranda hâlâ annem karar verirdi, hür irademle gidip kabak, karnibahar, bakla filan yemeyecegim için, hani bari bogazimdan sebze geçsin diye çorba yapardi mesela. 13 yasindayken ben, vücudum bir süreligine benim degildi, öncesi-sonrasi fotograflarinin geçis dönemindeydim tam da. bir seye dogru büyüyor muydum, degisiyor muydum, neyse artik, pek bir
-
röt
iki koli yapabildim. içine birer ikiser koyabildigim her seyden, oraya tonlarca lazim. 1999 haberlerini taradim biraz, o zaman ne gerekmis diye. malum, hiçbir sey degismiyor. kizilay sagolsun "dogru koli nasil olmali"yi depremden 5 gün sonra tv'den duyurdu (hatta baskan ayar verdi); ama hala websitelerinde filan yer almiyor. bize zaten hep ögretirler böyle incelikleri, benim ögrenmemis olmam hata